55 Cancri-e (55 Yengeç-e) Gezegeni | Elmas Cehennemi

In this video

“Uzay insanoğlu için çok karmaşıktır. Uzayda insan kocaman bir kütüphanedeki minicik bir çocuğa benzer, çocuk oradaki kitapların yazıldığı binbir çeşit dili anlamaz, nasıl yazıldığınıda anlamaz, dikkatini çeken şey o kitapların karmaşık dizilişindeki ahenktir ve insan oğluda uzayın ahengini çözmeye çalışabilir ancak.”

Albert Einstein

55 Cancri-e ise yakın geçmişte keşfedilmiş en tuhaf ve sıra dışı Süper Dünyalar’dan biri.  55 Cancri veya kısaca 55 Cnc, Yengeç takımyıldızında Dünya’dan 40 ışıkyılı uzaklıkta

bir ikili yıldızdır. Yıldız sistemi bir G-tipi yıldız ve daha küçük bir kırmızı cüceden oluşur ve aralarındaki uzaklık 1000 astronomik birimdir. Daha açıklayıcı bir ifadeyle Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığının 1000 katı kadar mesafe.

Keşfi ekim 2004 de yapıldı. 2009 yılında 5 öte gezegenin birincil 55 Cancri A (yani sarı cüce bir yıldız) olan yıldızın çevresinde yörüngede olduğu tespit edilmişti.

55 Cancri sistemi bizim güneş sistemimize oldukça yakındır. Avrupa uzay ajansının Hipparcos astrometri uydusu 55 Cancri A yıldızının ışımasını 81,03 miliarksaniye olarak ölçmüştür, bu da 12,3 parsek yani 40,3 ışık yılı)na denk gelmektedir. 55 Cancri A yıldızı Çok karanlık gökyüzünde çıplak gözle görülebilir. Kırmızı cüce 55 Cancri B ise bir teleskopla görülebilir.

Bu gezegeni sıradışı yapan ise çok sıcak olması, tam anlamıyla burası bir cehennem. En önemli bir diğer özelliği ise elmas olması.

Son zamanlarda bulunan bazı öte gezegenlerin sadece elmastan oluştuğuna dair ilginç popüler bilim haberlerini sosyal medyada ya da internette görmüşsünüzdür.

Peki bu ne anlama geliyor.? Tahmin ettiğiniz gibi asıl amaç buradan dünyaya elmas getirip zegin olmak değil. Asıl amaçları Yaptıkları araştırmanın insanlık için çok önemli olduğu bilinmeyen birçok sırrın aralanma ihtimalinin yüksek olduğu.

Bilim insanları yaptıkları ölçümler sonucunda “55 Cancri e” gezegeninin ise iç yapısının büyük miktarda elmas ve grafitten oluştuğunu tahmin ediyorlar.

Tüm kayalık gezegenlerin iç yapısına baktığımızda, bunların katmanlaşmış olduğunu görürüz. Her zaman daha ağır elementler çekirdekte, hafif elementler de dış kabukta bulunur. Bunun nedeni de çekimsel etkenler. Ağır elemente daha fazla kütleçekimsel kuvvet uygulandığı için o merkeze doğru yol alır. O zaman da merkez bölgesindeki hafif elementlere yer kalmaz, onlar da yukarıda kabuk yöresine taşınır. Eğer gökbilimciler bu gezegenin kütlesi ve yarıçapını ölçebilirlerse ortalama yoğunluğunu hesaplayabilirler. Ancak Dünya’mızın yer kabuğundaki kayalarının yoğunluğunu incelersek gezegenimizin ortalama yoğunluğundan çok düşük olduğunu görürüz. Bilim insanları da bir gezegenin iç yapısında bol miktarda ağır elemetlerin oluşunu bu şekilde belirliyorlar.

Kütlesi büyük, fakat yarıçapı dünyamıza yakın olan öte gezegenler “Süper-Dünya” sınıfına girer. Konu başlarında da anlatmıştık. 55 Cancri e öte gezegeni 8 dünya kütlesinde olmasına karşın yarıçapı yaklaşık 2 Dünya yarıçapı kadar. Ortalama yoğunluğu gezegenimizden çok fazla. ayrıca dünyamız Güneş çevresinde 364 günde bir dolanırken bu öte gezegen yıldızı çevresinde 18 saatte bir dolanmaktadır, yıldızına çok yakındır ve dolayısıyla yüzeyi çok sıcaktır.

Bu kadar dar çapta bu kadar büyük kütleye sahip olmasının bir sebebi de yüksek oranda elmastan oluşması.

Silikat tabanlı kayalık bir gezegen olan Dünya’mızın aksine , 55 Cancri e büyük ölçüde karbon ve elmas tozu içeriyor. Dünya’daki en yoğun minerallerden biri olan elmas, karbon gezegenlerin kütlesini artırıyor. Özellikle bir şeyi belirtmek isterim bu gezegene elmas gezegen diyoruz ancak tamamen saf elmastan oluşmuş olamaz. Gezegen bilimiciler dünyamız için karbon bakımından zengin diyorlar. Dünyamızdaki karbon miktarı %0.1 oranında . Bu astronomik ifadeyle yüksek bir rakam.

Ancak, yüzeyinde bir damla bile su içermeyen ve tümüyle grafit tozuyla kaplı olan bu kurak gezegenler de hayata elverişli değil.

Astrofizikçiler ve biyologlar Evren’de Dünya’daki gibi karbon tabanlı hayatın yanı sıra silikon tabanlı canlılar da olabileceğini düşünüyor.

Gerçi silikon atomları karbon atomları kadar çok sayıda atoma bağlanmıyor. Bu nedenle, Evren’de silikon tabanlı canlı türlerinin karbon tabanlı canlılardan çok daha az sayıda olduğu düşünülüyor. Ancak, Evren’de yaygın olabileceğini düşündüğümüz bütün canlıların sıvı suya ihtiyacı var ve elmas dünyalarda su bulunmuyor.

Bu da uzaydaki hayat arayışına ilişkin denklemi beklenmedik bir şekilde değiştiriyor: Bugüne kadar astrofizikçiler bilinen anlamda hayatın kayalık gezegenlerde, Jüpiter’in Europa uydusu gibi buzlu dünyalarda ve başka yıldız sistemlerindeki su dünyalarında geliştiğini düşünüyordu.

Dolayısıyla kalın bir atmosferle kaplı olan gaz devleri dışındaki tüm gezegenlerin Dünya’ya benzeyen kayalık gökcisimleri, yani kabuğu ve mantosu ağırlıklı olarak silikattan oluşan ötegezegenler olduğu varsayılıyordu.

55 Cancri e gezegeni bu bilinenleri değiştirdi. Karbon bakımından zengin güneş sistemlerinde su bulunmuyor ve bu aynı zamanda kayalık gezegenlerin oluşmasını önlüyordu. Dünya’daki kıtalar büyük ölçüde granitten meydana geliyor ve granitin oluşması için su gerekli.

Granit yeryüzünün derinliklerinden gelen magmanın okyanus suyuyla temas etmesi sonucunda oluşuyor. Okyanus kabuğunu meydana getiren bazalt katmanından daha hafif olan granit kıtalar, bir anlamda bazaltın üstünde yüzerek su seviyesinin üzerine çıkıyor ve Dünya’daki karaları oluşturuyor.

Elmas dünyalarda su olmadığı için bunların yüzeyinde granit ve kıtaların oluşması mümkün değil. Öyle ki bu gezegenlere sonradan su getirseydik bile gezegen kabuğu suyun altında kalırdı. Nedenine gelince:

Karbon gezegenler genellikle Dünyamızdan daha kütleli olduğu için bu gezegenlerde yerçekimi Dünyamızdan güçlü ve gezegenin kabuğu kendi ağırlığı altında çöküyor. Sonuç olarak karbon gezegenlerde suyun dışında kalacak kadar yüksek dağlar oluşmuyor bir tür tepeler olabilir diyebiliriz.

Ayrıca karbon dünyaların iç katmanlarında sıcak ve akışkan bir manto tabakası bulunmadığından, depremlerle yanardağ püskürmelerine yol açarak canlıların evrimini hızlandıran tektonik plaka hareketleri de görülmüyor. Kısacası Dünya’da zenginlik kaynağı olan elmas o gezegenlerde hayatın doğmasını önlüyor.

Gezegen bilimciler 55 Cancri e’nin açıklayıcı bir ifadeyle Dünya kütlesinin üç katı büyüklüğünde elmas tozu içerdiğini tahmin ediyorlar.

Bu gezegenin keşfinin önemine ilişkin bir diğer açıklama ise ilk kez kimyasal yapısı Dünya’dan tümüyle farklı olan bir kayalık gezegen bulunması.

Özetleyecek olursak alına verilere göre Dünya’dan yaklaşık 2 kat büyük olan ve kendi yıldızına çok yakın bir yörüngede seyreden gezegenin bir yılı sadece 18 saat. Gezegenin yıldıza bakan kısmı değişmiyor. Bu da “55 Cancri e”nin bir yüzünün adeta cehenneme dönmesine, diğer tarafının ise daha soğuk kalmasına yol açıyor. En son Spitzer Teleskobu ile elde edilen verilere göre, gezegenin değişmeyen gündüz tarafında yüzey sıcaklığı 2426 derece. Gece tarafının sıcaklığı ise 1126 derece olarak tespit edildi.

Gezegenin sıcaklık haritasını çıkaran Nasa bilim insanları, ısının her yere eşit oranda dağılmadığını belirledi. Ayrıca “55 Cancri e”nin kalın bir atmosferi olmadığı, karanlık yüzündeki lav akıntılarının kısmen katılaşmış olduğu, bunun da sıcaklığın eşit dağılmasını engellediği sonucuna vardıklarını belirtiyorlar.

Ekip calışanları  bu Süper Dünya’nın sıcak geceleri ve çok daha sıcak gündüzleri olduğunu belirtiyorlar. Aradaki yüksek farkın, sıcaklık transferinin etkisiz olduğunu gösterdiğini belirtiyorlar. Bu da yıldıza bakan yüzünde bir atmosfer olabileceğinin işareti olabilir. Ya da yüzeydeki lav akıntılarıyla bunun açıklanması mümkün olabilir.

Bilim insanları 55 Cancri e”nin doğası hakkında daha net bilgilere 2020 yılında fırlatılması planlanan James Webb Uzay Teleskobu ile ulaşabileceklerini tahmin ediyorlar. İşte o zaman muhtemelen de sırları aralanacak…

(Visited 23 times, 1 visits today)

Bunlar da İlginizi Çekebilir.

YORUM EKLEYİN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir